Kolon ve Rektum Kanseri

KOLON VE REKTUM NEDİR ?

Kolon ve rektum gastrointestinal sistem adı da verilen sindirim sisteminin parçalarıdır. Kolon ve rektum kalın bağırsağı oluştururlar. Kalın bağırsağın büyük kısmını oluşturan kolon yaklaşık 1.5 metre uzunluğunda kaslardan oluşan bir tüp şeklindedir. Kolon, çekum, çıkan kolon, hepatik fleksura, transvers kolon, splenikfleksura, inen kolon ve sigmoid kolon adı verilen yedi farklı kısımdan oluşur. Rektum ise kalın barsağın son 15 cm’lik kısmıdır. Sigmoid kolondan sonra başlar ve anüsde sonlanır. Alınan gıdalar, ince barsaklarda sindirim ve emilimden geçtikten sonra, kalan içerik kolona geçer, burada da içindeki su ve tuz emilir. Geriye kalan içerik ise ilerleyerek sindirim sisteminin son kısmı olan rektuma ulaşır ve burada anüsten dışarı atılana kadar depolanır.

KOLOREKTAL KANSER NEDİR ?

Kolon ya da rektumdan köken alan kanserlere kolorektal kanser adı verilir. Bu kanserler köken aldıkları bölgeye göre doğrudan kolon kanseri ya da rektum kanseri olarak da isimlendirilebilirlerse de, bir çok ortak özelliğe sahip olmaları nedeniyle genel olarak ortak bir grup içinde kabul edilirler.

Vücutta hücrelerin kontrol dışı bir şekilde çoğalmaya başlaması ile kanser oluşumu gerçekleşir. Hemen hemen vücudumuzun her yerindeki hücreler kanserleşebilir ve diğer bölgelere doğru yayılabilirler.

Kolon ve Rektum Kanseri Nasıl Başlar ?

Kolorektal kanserlerin çoğu kolon ya da rektumun iç tabakasında polip adı verilen büyümeler ile başlarlar. Bazı polip türlerinin kansere dönüşmesi yıllar alabilirken, her polip kansere dönüşecek diye bir kural da yoktur.Polipin kansere dönüşme riski doğrudan polipin türü ile ilişkilidir. Temelde 2 tip polip vardır:

  •  Adenomatöz polipler (adenomlar): Bu polipler kansere dönüşebileceklerinden kanser öncesi lezyonlar (pre-kanseröz) olarak kabul edilirler.
  •  Hiperplastik ve inflamatuar polipler : Bu polipler daha sık görülürler ve genel olarak kanser dönüşümü göstermezler.

Displazi; Diğer bir kanser öncesi oluşumu ifade eder. Bu durumda kolon veya rektumun iç yüzeyinde ya da bir polipin bir kısmında hücreler normal yapılarını kaybetmiştir ancak gerçek kanser hücresi gibi de henüz değillerdir.

Kolon ve rektumun duvarı bir çok katmandan oluşur. Kolorektal kanser mukoza adı verilen en iç tabakada ortaya çıkar ve sonra diğer tabakaların içine doğru büyümeye başlar. Kanser hücreleri bağırsak duvarında iken burada yer alan küçük damar veya lenf kanallarının içine doğru da büyüyebilirler ve bu şekilde çevredeki lenf bezlerine ya da vücudun uzak bölgelerine taşınabilirler.

Kolon ve rektum

Kolon ve Rektumdaki Kanser Türleri

Kolon ve rektum kanserlerinin %95’ini adenokanserler oluşturur. Bu kanserler kolon ve rektum içinde kayganlığı sağlamak üzere mukus adı verilen maddeyi salgılayan bezlerin hücrelerinden gelişirler. Kolorektal kanser denildiğinde hemen her zaman bu kanser türünden bahsedilmektedir.

Ancak kolon ve rektumda yer alan daha nadir kanser türleri de mevcuttur. Bunlar;

  •  Karsinoid Tümörler: Bağırsakların içinde özel bazı hormonları salgılayan hücrelerden gelişir.
  •  GastrointestinalStromal Tümörler (GIST): Kolon duvarında yer alan ve Cajal hücreleri olarak da adlandırılan bazı özel hücrelerden gelişen bu tümörler her zaman kötü huylu (kanser) olmayabilir. Bu tümörler sindirim sisteminin her yerinde bulunabilirse de kolonda çok sıklıkla ortaya çıkmazlar.
  •  Lenfoma: Tipik olarak lenf nodlarında başlayan bağışıklık sisteminin kanseri olmakla beraber, doğrudan kolon, rektum ya da diğer organlarda da ortaya çıkabilir.
  •  Sarkom: Kan damarları, kas tabakası ya da kolon veya rektumun duvarında yer alan diğer bağ dokularından kaynaklanabilir. Kolorektal sarkomlar son derece nadir görülür.

KOLON VE REKTUM KANSERİ İÇİN RİSK FAKTÖRLERİ NELERDİR ?

Bir risk faktörü, sizin belli bir hastalığa yakalanma şansınızı artıran herhangi bir faktör olabilir. Değişik kanserlerin değişik risk faktörleri vardır. Bunların bazıları, örneğin sigara kullanımı, değiştirilebilen faktörlerdir. Ancak bazıları, örneğin kişinin yaşı veya aile öyküsü, değiştirilemez.

Bir ya da birden fazla risk faktörünüzün olması sizin bu hastalığa yakalanacağınız anlamını taşımaz. Ayrıca hiçbir risk faktörünüzün olmaması da sizi o hastalığa karşı kesin olarak koruyamaz.

Araştırmalarda kişide kolorektal polip veya kanser gelişme risklerini artıran bir çok risk faktörü belirlenmiştir.

Kolon ve Rektum Kanseri İçin Değiştirilebilir Risk Faktörleri

Birçok yaşam tarzı ile ilişkili durum kolon ve rektum kanseri için risk faktörü olarak belirlenmiş olmakla beraber, bunların içinde en önemlileri;

  1. Aşırı kilolu ya da obez olmak: Bu durum erkeklerde daha belirgin olmakla beraber, her cinste de kolorektal kanser gelişimi için risk faktörüdür.
  2. Fiziksel aktivite: Fiziksel olarak çok aktif bir yaşam tarzınızın olmaması sizi risk grubuna sokmaktadır.
  3. Bazı beslenme türleri: Kırmızı et ve işlenmiş et ürünlerinden zengin bir beslenme alışkanlığı kolorektal kanser gelişme riskini artırır. Yiyeceklerin çok yüksek ısılarda pişirilmesi (kızartma, mangal, kavurma)ortaya çıkardıkları kimyasal maddelerle kanser riskinizin artmasına neden olabilir, ancak kolorektal kanser için bu riski ne kadar artırdığı açık olarak bilinmemektedir. Sebze, meyve ve tam tahıllı beslenme şekli ise tam tersine kolorektal kanser riskini azaltmaktadır.
  4. Sigara: Uzun süreli sigara içicilerinde kolorektal kanserler ve buna bağlı ölümler daha çok görülmektedir.
  5. Alkol kullanımı: Yoğun alkol kullanımı kolorektal kanser gelişimi ile ilişkili risk faktörü olarak belirlenmiştir. Erkeklerde günde 2, kadınlarda ise 1 kadeh üzerinde alkol alınması risk artışına neden olmaktadır.

Kolorektal Kanser İçin Değiştiremiyeceğiniz Risk Faktörleri

  1. Yaş : Kolon ve rektum kanseri riski 50 yaşından sonra belirgin artmaktadır.
  2. Kolorektal polip ya da kanser hikayenizin olması: Eğer geçmişte sizde adenomatöz polip saptanmış ise kolon ve rektum kanseri için risk grubu içindesiniz demektir. Özellikle büyük veya çok sayıda polip varlığında bu risk daha belirgin olmaktadır. Eğer daha önce kolorektal kanser tanısı alarak tedavi edilmiş iseniz, bağırsağınızın kalan bölgelerinde yeni kanserlerin gelişmesi açısından risk devam etmektedir. Kolon veya rektumkanseri tanısını genç yaşta aldı iseniz bu risk daha da artmaktadır.
  3. İnflamatuar bağırsak hastalığı tanınızın olması: Ülseratif kolit ya da Crohn hastalığı gibi bir inflamatuar bağırsak hastalığınızın olması sizin kolorektal kanser olma riskinizin artmasına neden olur. İnflamatuar bağırsak hastalığı kolonun uzun süreli iltihabi bir durumudur ve bu hastalarda genellikle zaman içinde displazi gelişir. Displazik hücreler de zaman içinde kansere dönüşebilirler. Bu hastalıkların varlığında kolorektal kanser için taramalara daha genç yaşta başlanmalı ve daha sık aralıklarla yapılmalıdır.
  4. Ailesinde kolon, rektum kanseri veya adenomatöz polip hikayesi olması: Birinci derece akrabalarda kolon veya rektum kanseri olması sizin de riskinizin yüksek olması anlamı taşır. Bu akrabada tanının 45 yaşından daha genç yaşta konulmuş olması veya birden fazla birinci derece akrabada hastalığın olması riski daha da artırır. Bu kanserlerin aile içinde daha sık görülmesinin nedenleri arasında genetik yatkınlık, aynı çevresel faktörlere maruz kalma veya bunların hepsi birlikte olabilir. Kolon veya rektum kanseri tanısı alan hastaların büyük çoğunluğunda böyle bir aile hikayesi yoktur, ancak her 5 hastanın 1’inde ailede kolorektal kanser tanısı almış bir birey varlığı gözlenir. Bu durum adenomatöz polipler için de geçerlidir. O nedenle birinci derece yakınlarında kolon veya rektum kanseri ya da adenomatöz polip olan kişilerin rutin taramalarına 50 yaşını beklemeden başlanmalıdır.
  5. Tip 2 diyabet varlığı Tip 2 (insülin bağımlı olmayan) diyabet hastalarında kolorektal kanser gelişme riski yüksektir. Aslında her 2 hastalığın aşırı kilo ve obezite gibi ortak risk faktörleri vardır. Ancak bu yüksek risk ortak faktörlerden bağımsız olarak da mevcuttur ve bu hastalarda tanı sonrası tedavi sonuçları da biraz daha kötüdür.
  6. Genetik geçişli bir sendromun olması: Kolon, rektum kanseri gelişen hastaların %5-10’unda ailesel kanser sendromlarına neden olan genetik geçişli gen bozuklukları (mutasyonlar) vardır. Kolorektal kanserle ilişkisi bilinen en yaygın sendromlar familialadenomatözpolipozis (FAP) ve Lynch sendromu (herediternon-polipoziskolorektalkanser, veya HNPCC) olmakla birlikte daha nadir görülen başka sendromlar da kolon ve rektum kanseri riskinin artmasına neden olabilir.

GENETİK GEÇİŞ GÖSTEREN KOLOREKTAL KANSER SENDROMLARI

Familialadenomatözpolipozis (FAP): Kişinin ebeveynlerinden geçen mutasyonlu APC geni nedeniyle oluşur. Tüm kolorektal kanserlerin yaklaşık %1’i FAP nedeni iledir. FAP’ın en sıklıkla görülen tipinde kişinin adölesan döneminde kolon ve rektumunda yüzlerce hatta binlerce polip ortaya çıkar. Kanser genellikle bu poliplerin 1 veya birden fazlasında 20 yaşlarında gelişir. Önlem amaçlı kişinin kolonu çıkarılmazsa, 40 yaşına ulaşıldığında hemen her zaman kolon kanseri gelişmiştir. FAP olan kişilerde aynı zamanda mide, ince bağırsak ve diğer organ kanserlerinin görülme sıklığı da artmaktadır. Bu hastalığın polip sayısının 100’den az olduğu bir alt tipinde ise kolon veya rektum kanserinin ortaya çıkması daha ileri yaşlarda görülür.

Gardner sendromu hastada ayrıca deri, yumuşak doku ve kemiklerde kanser olmayan tümörlerin eşlik ettiği bir FAP tipidir.

Lynch sendromu (herediternon-polipoziskolorektalkanser, veya HNPCC): Bütün kolorektal kanserlerin %2-4’ünden sorumludur. Sıklıkla DNA hasarını onarmaya yardımcı olan MLH1 ve MLH2 genlerindeki genetik geçişli bir bozukluk sonucu ortaya çıkar. Bu sendromu olan kişilerde FAP kadar olmasa da nisbeten daha genç yaşlarda kolon ve rektum kanseri gelişir. Lynch sendromlu kişilerde polipler de olabilir ancak genellikle birkaç adettir. Hangi genin etkilendiğine bağlı olmakla birlikte bu kişilerde yaşam süresince kolorektal kanser gelişme riski %80’lere kadar ulaşabilir. Kadınlarda beraberinde veya ayrı olarak endometrium kanseri gelişme riski de belirgin olarak artar. Ayrıca over, mide, ince bağırsak, pankreas, böbrek, beyin, üreter ve safra kanalı kanserlerin görülme sıklığı da artmaktadır.

Turcot sendromu: Nadir görülen genetik geçişli bu durumda kişilerde kolorektal kanser ve adenomatöz polip gelişme riskinin yanısıra beyin tümörleri de daha sık görülmektedir. Turcot sendromunun 2 tipi vardır. Birinde FAP benzeri genetik bozukluklar vardır ve bu hastalarda gelişen beyin tümörleri medulloblastomdur. Diğerinde ise Lynch sendromuna benzer genetik değişiklikler vardır ve hastalarda glioblastom görülür.

Peutz-Jeghers sendromu: Bu nadir görülen genetik geçişli hastalıkta ağız çevresinde ve bazen el ve ayaklarda da cilt lekeleri, sindirim sitemlerinde de hamartom adı verilen farklı bir polip tipi görülür. Bu kişiler birçok farklı kanser ile birlikte kolorektal kanserler için de risk altındadır ve genellikle yümörler daha erken yaşlarda ortaya çıkar. STK1 genindeki mutasyonlar hastalığın nedenidir.

MUTYH ile birliktelik gösteren polipozis Bu sendromu olan kişilerde kolon çıkarılmazsa oluşan adenomatöz polipler sonrasında kanserleşmektedir. Bu hastalarda inca bağırsak, deri, over ve mesane kanserlerinin görülme sıklığı da artmıştır. MUTYH genindeki mutasyonlar sonucu hastalık ortaya çıkar.

Genel olarak bu sendromların hepsi kişilerde kanserin normalden daha genç yaşlarda ortaya çıkmasına neden olur. O nedenle bu aile fertlerinin çok daha genç yaşlarda taranması ve gereken önlemlerin alınması önemlidir.

KOLON VE REKTUM KANSERİ ÖNLENEBİLİR Mİ ?

Kolorektal kanser gelişmesini kesin olarak önleyecek bir yol olmamakla beraber kişi özellikle de kontrol edilebilir risk faktörlerini elimine ederek kendi riskini azaltabilir.

Düzenli taramalar ile kolon ve rektum kanserinin tamamen tedavi edilebileceği erken bir evrede teşhis etmek mümküdür. Bunun yanında henüz kansere dönüşmemiş poliplerin saptanarak çıkarılması olası kolorektal kanser gelişimini de önlemektedir.

Kolorektal Kanser Tarama Çalışmaları

Tarama, hastalıklı ilgili şikayet ya da bulgusu olmayan kişilerde kanser ya da kanser öncesi lezyonların saptanması için yapılan işlemlerdir. Kolorektal kanserin önlenmesinde en etkili silahımız düzenli taramanın yapılmasıdır.

Anormal hücrelerin büyüyerek polip oluşmasına neden olmasının başlangıcı ile kolorektal kanser gelişmesi arasında geçen süre yaklaşık 10-15 yıl kadardır.Düzenli tarama programları ile poliplerin çoğu henüz kanser gelişmemiş iken saptanıp çıkarılabilir. Tarama ile aynı zamanda gelişmiş kolorektal kanserleri de tam tedavisinin yapılabileceği erken evrede teşhis etmek de mümkün olmaktadır.

Kolon ve rektum kanseri için risk altında olmayan bireylerde taramaya 50 yaşında başlanması önerilmektedir. Değişik tarama yöntemleri uygulanmaktadır. Kolorektal kanser için belirgin aile hikayesi olan kişiler gibi yüksek risk grubunda olanlarda ise taramalara daha genç yaşlarda başlanmasında fayda vardır.

Kolorektal kanser taramasında kullanılan testler nelerdir ?

  •  Dışkıda gizli kan aranması Pozitif olması polip veya kanser belirtisi olabilir.
  •  Dışkı DNA testi Alınan bir parça dışkıda kanser ya da polip oluşumuna neden olabilen bazı DNA bozuklukları için genetik araştırmalar yapılabilir.
  •  Sigmoidoskopi Yumuşak ve ucu ışıklı bir tüp ile rektum ve aşağı kolon düzeyinde polip veya kanser varlığı araştırılır.
  •  Kolonoskopi Daha uzun ve yine yumuşak ışıklı bir tüp ile rektum ve tüm kolonun içi görülebilir.
  •  Çift kontrastlı baryum enema Bu radyografik tetkik ile kolon ve rektum değerlendirilebilir
  •  BT kolonografi (sanal kolonoskopi) Bu kolon ve rektumu değerlendirmek için yapılan spesifik bir tomografi çekimidir.

Fiziksel Aktivite ve Doğru Beslenme ile Kolon Rektum Kanseri Önlenebilir mi ?

Günümüzde kolon ve rektum kanseri riskini azaltmak için diyet ve aktivite ile ilgili öneriler;

  •  Özellikle göbek çevrenizin artmasına neden olan kilo alımından ve obeziteden uzak durun
  •  Fiziksel aktivitenizin sıklığını ve yoğunluğunu artırın
  •  Kırmızı ve işlenmiş et tüketiminizi azaltın.
  •  Daha fazla sebze ve meyve tüketin
  •  Kalsiyum ve vitamin D düzeylerinizin normal olduğunu kontrol edin
  •  Aşırı alkol alımından kaçının
  •  Sigarayı bırakın.

Bazı çalışmalarda düzenli olarak aspirin veya diğer non-steroidal anti-inflamatuar ilaçların kullanılmasının kolorektal kanser ve polip gelişme riskini azalttığı gösterilmiştir. Bu çalışmalarda genellikle artrit veya kalp krizi önleme amaçlı bu ilaçları düzenli kullanan kişiler değerlendirilmiştir. Başka çalışmalar da, erken evre kolorektal kanser tedavisi yapılmış veya polipleri çıkarılmış hastalarda kullanılan aspirinin poliplerin gelişmesini önlediği yönünde bulgular elde edilmiştir.

FAP hastalarında, ABD’de FDA tarafından onaylanmış bir ilaç olan Celcoxib (Celebrex) kullanılmasının polipleri azalttığıgösterilmiştir. Bu ilacın mide kanamasına yol açma riski daha az olmakla beraber kalp krizi ve inme riskini artırmaktadır. O nedenle bu tip ilaçlar hekim önerisi ve kontrolü olmadan kullanılmamalıdır.

Menapoz tedavisinde kullanılan östrojen ve progesteron ilaçları kadınlarda kolorektal kanser gelişme riskini azaltabilir ancak menapoz sonrası bu hormonları alan kadınlarda ortaya çıkan kanserler daha ileri evrelerde görülebilmektedir. Menapozda alınan bu ilaçlar kemik erimesi riskini de azaltmasının yanı sıra kadınlarda kalp hastalığı, pıhtı atması, meme ve akciğer kanseri gelişme risklerini ise artırmaktadır. O nedenle bu ilaçlar kullanılmaya başlanmadan önce mutlaka artıları ve eksileri hekiminiz ile tartışılmalıdır.

KOLOREKTAL KANSER BELİRTİ VE BULGULARI NELERDİR ?

Kolorektal kanserler her zaman başlarda bir belirti vermeyebilir, ancak verdiğinde genellikle görülenler;

  •  Bağırsak hareketlerinde ishal, kabızlık gibi değişiklikler veya dışkıda incelme ortaya çıkması ve bu durumların birkaç günden uzun sürmesi
  •  Dışkılama ihtiyacı hissedilmesi ancak dışkılama sonrası bu hissin devam etmesi
  •  Makattan kanama olması
  •  Dışkının kanlı olması
  •  Karın ağrısı ya da kramplar
  •  Halsizlik, yorgunluk
  •  İstemeden olan kilo kayıpları

Kolorektal kanserler sıklıkla sindirim sistemi içine kanamaya neden olurlar. Kan dışkıya bulaşmış olarak ya da onun rengini koyulaştırmış olarak görülebileceği gibi sıklıkla dışkı tamamen normal de görülebilir. Ancak zamanla bu kronik gözle görülmeyen kan kaybı hastada anemi (kansızlık) gelişmesine neden olabilir. Bazen kolorektal kanserin ilk bulgusu hastada aneminin saptanması olabilir.

KOLON VE REKTUM KANSERİ TANISI NASIL KONULUR ?

Tam kan sayımı: Bu test kanınızdaki değişik hücre tiplerinin sayısını belirler. Kırmızı kürelerde (alyuvar) azalma olması anemi olarak adlandırılır ve uzun zamandır kanaması olan kolorektal kanser hastalarında görülebilir.

Karaciğer enzimleri: Kolorektal kanserin karaciğere sıçrama gösterdiği durumlarda bu enzim değerleri yükselebilir.

Tümör belirteçleri (marker): Kolorektal kanser hücreleri bazen kanda tayin edilebilen maddelerin oluşmasına neden olur. Kolorektal kanserler için en yaygın kullanılan tümör belirteçleri karsinoembriyonik antijen (CEA) ve CA 19-9’dur. Bu belirteçler kişide kolorektal kanser olabileceği konusunda uyarıcı olsalar da tek başlarına tanı amaçlı kullanılmazlar. Bu kanser belirteçleri kanseri olan hastalarda normal bulunabileceği gibi kanser dışı nedenlerle de yükselebilirler. Daha sıklıkla kolorektaltanısı almış hastaların tedavi ve sonraki süreçlerinde takip amaçlı kullanılırlar. Tedavinin başarısının değerlendirilmesine ya da nüks eden bir kanserin erkenden fark edilmesine yardımcı olabilirler.

Kolonoskopi

Bu test sırasında doktorunuz ince, yumuşak, ucunda ışık ve küçük bir video kamera olan tüp yardımı ile anüsten girip tüm kolon ve rektumunuzun iç yüzeyini izleyerek değerlendirir. Gerektiğinde kolonoskopinin içinden girilen özel cihazlar ile biyopsiler alınabilir ya da gerektiğinde şüpheli görülen polip gibi yapılar çıkarılabilir. Kolonoskopi poliklinik şartlarında yapılabilen bir işlemdir.

Biyopsi

Herhangi bir tarama testi sırasında kolorektal kanser için şüpheli bir lezyon bulunduğunda kolonoskopi ile buradan biyopsi yapılır. Biyopsi işleminde özel bir cihazla şüpheli görünen bölgeden küçük bir doku örneği alınır. Daha nadiren tanı koymak amacı ile kolonun bir kısmının cerrahi olarak çıkarılması gerekebilir.

Kolon ve Rektum Kanseri İçin Görüntüleme Testleri

Görüntüleme testleri değişik amaçlar ile kullanılabilir;

  •  Kanser olabilecek şüpheli alanların değerlendirilmesi
  •  Kanserin ne kadar yayıldığının belirlenmesi
  •  Tedavinin başarısının değerlendirilmesi

Bilgisayarlı Tomografi (BT)

BT ile vücudunuzun detaylı kesitsel görüntüleri elde edilir ve kolon kanserinin karaciğer ya da diğer organlara yayılıp yayılmadığının değerlendirilmesi sağlanır.

Ultrasonografi

Bu yöntemde ses dalgaları ve onların ekolarından oluşturularak elde edilen görüntüler ile vücudunuzun içindeki organlar değerlendirilir. Küçük mikrofona benzeyen ve prob adı verilen bir cihaz karın üzerine yerleştirildiğinde, cihazın çıkardığı ses dalgalarının organlara çarpıp geri dönüşü ile elde edilen verileri bir bilgisayar görüntülere çevirerek ekrana yansıtır.

Endorektal ultrason: Özel bir prob rektuma sokularak yapılır. Kanserin rektum duvarında derinliğini, çevre doku ve organlarla ilişkisini ve bu bölgedeki lenf bezlerini değerlendirmeye yarar.

Ameliyat sırasında ultrason: İşlem ameliyat sırasında yapılır. Ultrason probu doğrudan karaciğer üzerine konulduğunda kolorektal kanserin karaciğer metastazları çok daha hassas değerlendirilebilir.

Manyetik Rezonans Görüntüleme (MR)

BT’de olduğu gibi detaylı kesitsel görüntüler elde edilir, ancak burada x ışınları yerine radyo dalgaları ve çok kuvvetli mıknatıslar kullanılır. MR karaciğer içindeki anormal bölgelerin, beyin ve omuriliğin değerlendirilmesinde kullanılabilir.

Endorektal MR: Bu test rektum kanserinin çok detaylı değerlendirilmesini sağlar ancak rektum içine yerleştirilen özel bir probun varlığında yaklaşık 30-45 dakika çekim yapılmasını gerektirir.

Akciğer grafisi: Kolorektal kanserin akciğere sıçramasının değerlendirilmesi için kullanılmakla birlikte bu amaçla biz daha detaylı inceleme yapabilmek için göğüs tomografisi çekilmesini tercih etmekteyiz

Pozitron Emisyon Tomografi (PET)

PET çekilebilmesi için özellikle kanser hücrelerinde tutulum gösteren bir cins radyoaktif şekerin damarınıza enjekte edilmesi gerekir. Sonrasında özel bir kamera vücudunuzda bu radyoaktif şekerin tutunmuş olduğu bölgeleri gösterir. Burada elde edilen görüntüler BT veya MR kadar detaylı değildir ancak diğer testlerde anormal görülen bölgelerin kanser içerip içermediğinin belirlenmesinde önemli yardımcı bilgiler sağlayabilir. Bilinen kanser hastalarında test hastalığın yayılımı hakkında bilgi verir.

KOLON VE REKTUM KANSERİNİN EVRELERİ NELERDİR ?

Bir kanserin evresi kabaca onun vücut içindeki yayılım durumunu ifade eder. Tedavinin belirlenmesinde ve tedaviden beklenen başarının öngörülmesinde kanserin evresi en önemli faktördür. Kolorektal kanserlerde tümörün evresi belirlenirken;

  •  Kanser barsak duvarının hangi katmanına kadar büyümüş,
  •  Komşu doku ve organlara sıçramış mı,
  •  Çevre lenf bezleri veya uzak organlara yayılma yapmış mı ?

Kolorektal kanserin evrelemesi hastanın fizik muayene bulguları, biyopsi sonuçları ve BT, MRI, PET gibi görüntüleme yöntemlerinin sonuçlarına göre yapılır.

  •  Evreleme muayene, biyopsi ve görüntüleme tetkiklerine göre yapıldığında buna klinik evre,
  •  Ameliyat edilen hastalarda bu verilerin çıkarılan parçanın incelenme sonuçları ile birleştirilerek yapılmasına ise patolojik evre adı verilir.

Bazen cerrahi sırasında görüntülemelerde saptanmayan daha ileri evre bir hastalık ile karşılaşılabilir. Bu nedenle patolojik evre, klinik evreden daha ileri safhada olabilir.

Kolorektal kanseri olan hastaların çoğunda cerrahi yapılması nedeniyle kanserin evresi genellikle patolojik olarak belirlenir ve bu daha doğru bir evrelemenin yapılması anlamını taşımaktadır.

Kolorektal Kanserin Evresi Nasıl Tanımlanır ?

Kolorektal kanser evrelemesinde genellikle TNM adı verilen sistem kullanılmaktadır. TNM sistemi 3 ana başlık altındaki bilgiyi içermektedir.

  1. Tumor (T) bağırsak duvarında hangi katmanları tutmuştur ve çevre dokulara yayılım olmuş mu ?
  2. Kanser, tümörün olduğu bölgedeki lenf bezlerini (nodlarını) (N) tutmuş mu? Lenf bezleri bağışıklık sistemi hücrelerinden oluşan küçük fasulye tanesine benzer bezlerdir ve genellikle kanserin ilk yayılım durağıdır.
  3. Kanser vücudun başka organlarına metastaz (M) yapmış mı? Kolorektal kanserler her yere yayılabilirse de en sık uzak organ metastazlarını karaciğer ve akciğere yaparlar.

Bu evreleme sisteminde T, N ve M harflerini takip eden sayılar daha detaylı bilgi sağlarlar. Sayıların artması kanserin daha ileri evrelerde olduğu anlamını taşır. Bütün bu bilgiler elde edilip harf ve sayılarla ifade edilebilir duruma gelindiğinde kanserin evresi de ortaya konulmuş olur.

EVRE T,N,M Durumu AÇIKLAMASI
0 Tis, N0, M0 Kanser olabilecek en erken safhadadır. Bu evredeki hastalık karsinoma in situ veya intramukozalkarsinom (Tis) olarak da adlandırılır. Kanser hücreleri sadece kolon veya rektumun en iç duvar tabakası olan mukoza katmanının içindedir.
I T1 veya T2, N0, M0 Kanser hücreleri mukozadan submukoza adı verilen bir alttaki katmana (T1) veya onun altındaki kas tabakasına (T2) ulaşmıştır. Bölgesel lenf nodlarında veya uzak metastaz yoktur (N0,M0).
IIA T3, N0, M0 Kanser kolon veya rektum duvarının en dış katmanına ulaşmış ama onu aşmamıştır (T3), çevre organlara sıçramamıştır. Bölgesel lenf nodlarında veya uzak metastaz yoktur (N0,M0).
IIB T4a, N0, M0 Kanser kolon veya rektum duvarının tüm tabakalarını tutmuş ancak çevre organ veya dokulara sıçramamıştır (T4a). Henüz bölgesel lenf nodlarında veya uzak metastaz yoktur (N0,M0).
IIC T4b, N0, M0 Kanser kolon veya rektum duvarının dışına taşarakçevre organ veya dokulara yapışmış veya onların içine doğru büyümüştür (T4b). Henüz bölgesel lenf nodlarında veya uzak metastaz yoktur (N0,M0).
IIIA T1 veya T2, N1, M0 Kanser hücreleri mukozadan submukoza adı verilen bir alttaki katmana (T1) veya onun altındaki kas tabakasına (T2) ulaşmıştır. Bölgesel lenf nodlarından 1-3 tanesi tutulmuştur (N1a/N1b) veya lenf nodlarında değil ama lenf nodlarına yakın yağ dokusu içinde tümör vardır (N1c), uzak metastaz yoktur (M0).
veya
T1, N2a, M0 Kanser hücreleri mukozadan submukoza adı verilen bir alttaki katmana (T1) ulaşmış ancak 4-6 lenf noduna da (N2a) sıçramıştır. Uzak metastaz yoktur (M0).
IIIB T3 veya T4a, N1, M0 Kanser kolon veya rektum duvarının en dış katmanına ulaşmış (T3) veyakolon veya rektum duvarının tüm tabakalarını tutmuş (T4a)ancak çevre doku ve organlara sıçramamıştır.Bölgesel lenf nodlarından 1-3 tanesi tutulmuştur (N1a/N1b) veya lenf nodlarında değil ama lenf nodlarına yakın yağ dokusu içinde tümör vardır (N1c), uzak metastaz yoktur (M0).
veya
T2 veya T3, N2a, M0 Tümör kas tabakasına (T2) ulaşmıştır ya da kolon veya rektum duvarının en dış katmanına ulaşmış ama onu aşmamıştır (T3),ancak 4-6 lenf noduna da (N2a) sıçramıştır. Uzak metastaz yoktur (M0).
veya
T1 veya T2, N2b, M0 Kanser hücreleri mukozadan submukoza adı verilen bir alttaki katmana (T1) veya onun altındaki kas tabakasına (T2) ulaşmıştır. Ancak >7 lenf noduna (N2b) sıçramıştır. Uzak metastaz yoktur (M0).
IIIC T4a, N2a, M0 Kanser kolon veya rektum duvarının tüm tabakalarını tutmuş ancak çevre organ veya dokulara sıçramamıştır (T4a), ancak 4-6 lenf noduna(N2a) sıçramıştır. Uzak metastaz yoktur (M0).
veya
T3 veya T4a,N2b,MO Kanser kolon veya rektum duvarının en dış katmanına ulaşmış ama onu aşmamıştır (T3) veyakolon veya rektum duvarının tüm tabakalarını tutmuş ancak çevre organ veya dokulara sıçramamıştır (T4a),ancak >7 lenf noduna (N2b) sıçramıştır. Uzak metastaz yoktur (M0).
veya
T4b, N1 veya N2, M0 Kanser kolon veya rektum duvarının dışına taşarak çevre organ veya dokulara yapışmış veya onların içine doğru büyümüştür (T4b).Bölgesel lenf nodlarındanen az 1 tanesi tutulmuştur veya lenf nodlarında değil ama lenf nodlarına yakın yağ dokusu içinde tümör vardır (N1 veya N2),Uzak metastaz yoktur (M0).
IVA Herhangi T, Herhangi N, M1a T ve N evresi ne olursa olsun, kanser 1 uzak organa (örneğin karaciğer veya akciğer) veya uzak lenf nodlarına metastaz yapmıştır (M1a).
IVB Herhangi T, Herhangi N, M1b T ve N evresi ne olursa olsun, kanser 1’den fazla uzak organa (örneğin karaciğer ve akciğer) veya uzak lenf nodlarına veya karın zarı içinde uzak bölgelere metastaz yapmıştır (M1b).

TNM Sisteminin Açıklamaları

Kolon ve Rektum Kanseri İçin T Kategorileri

Bu kategori kolorektal kanserin kolon veya rektum duvarının katmanları içerisinde nereye kadar yayılmış olduğunu tanımlar. Bu katmanlar, içten dışa doğru;

  1. İç tabaka (mukoza), hemen hemen tüm kolorektal kanserler bu tabakadan başlar, burada çok ince bir kas tabakası da mevcuttur (musküler mukoza).
  2. Musküler mukozanın altında yer alan sert bağ dokusu (submukoza).
  3. Kalın bir kas tabakası (muskularispropria).
  4. En dışta ince bir bağ dokusu (subseroza ve seroza), bu tabaka kolonun büyük bir kısmını sararken, rektum duvarında bulunmaz.

Tis: Kanser en erken safhadadır (in situ). Kanser hücreleri sadece mukozadadır ve musküler mukozanın altına geçmez.

T1: Tümör ince kas tabakası olan muskülaris mukozayı geçip submukoza katmanına ilerlemiştir.

T2: Tümör kalın kas tabakasının içine kadar ilerlemiştir.

T3: Tümör kolon veya rektumun en dış tabakasına kadar ulaşmış ama onu aşmamıştır. Çevre doku ve organlarda tümör yoktur.

T4a: Tümör en dıştaki serozaya ulaşmıştır.

T4b: Tümör kolon veya rektumun tüm duvarını tutmuş ve çevre dokulara yapışmış ya da istila etmiştir.

Kolon ve Rektum Kanseri için N Kategorileri

N kategorileri kanserin bölgesel lenf nodlarına yayılım yapıp yapmadığını ve tutulan lenf nodlarının sayısını tanımlar. Doğru evrelemenin yapılabilmesi için ameliyat sırasında en az 12 adet lenf nodunun da çıkarılmış ve mikroskop altında incelenmiş olması beklenir.

Nx: Yetersiz bilgi nedeniyle lenf nodu tutulum durumu ile ilgili tanımlama yapılamaz.

N0: Bölgesel lenf nodlarında kanser yoktur.

N1: 1-3 lenf nodunda kanser saptanmıştır.

  • N1a: Kanser sadece 1 adet yakın lenf nodunda görülmüştür
  • N1b: 2-3 lenf nodunda kanser vardır
  • N1c: Lenf nodlarında kanser olmamakla beraber onların çevresindeki yağ dokusu içinde küçük kanser hücre odakları bulunmuştur

N2: 4 veya daha fazla bölgesel lenf nodunda kanser vardır.

  • N2a: 4-6 lenf nodunda kanser bulunmuştur
  • N2b: 7 veya daha fazla lenf nodunda kanser vardır

Kolon ve Rektum Kanseri için M Kategorileri

M kategorileri kanserin karaciğer, akciğer gibi uzak organlara veya uzak lenf nodlarına metastaz durumunu tanımlar.

M0: Uzak yayılım yoktur.

M1a: Kanser 1 uzak organa veya uzak lenf nodu grubuna metastaz yapmıştır.

M1b: Kanser birden fazla uzak organ veya lenf nodu grubuna veya karın zarı içinde uzak bölgelere metastaz yapmıştır.

Kolorektal Kanserde Hastalığın Evresi

Kolorektal Kanserde Hastalığın Evresine Göre Sağkalım Oranları Nasıldır ?

Sağkalım oranı belli bir kanser türü ve evresi için, tanı sonrası hastaların yüzde kaçının belli bir zaman dilimi sonrasında (genellikle 5 yıl) halen hayatta kalacağını söyler. Hastalara ne kadar yaşayacaklarını söyleyen değil, tedavinin başarı şansının ne kadar olacağını ifade eden bir orandır. Bazı hastalar bu oranları öğrenmek istemezler ve bu onların en doğal hakkıdır.

5 yıllık Sağ kalım Oranı Ne Demektir ?

Belli bir kanser türü ve evresi için 5 yılın sonunda hastanın sağ kalma olasılığını gösteren bir istatistik verisidir. Ancak hastaların çoğu 5 yıldan çok daha fazla yaşayacaktır. Bu aslında kanser tanısı sonrası en az 5 yıl yaşayacak hastaların yüzdesi anlamını taşır. Örneğin 5 yıllık sağ kalım oranının %90 olması, bu hastalığa yakalanan ve o evredeki 100 hastanın 90’ının 5 yıl sonra halen hayatta olacağının ön görülmesidir. Bu 90 hastanın büyük çoğunluğu 5 yıldan çok daha uzun süre yaşayabilir. Bunun yanında hastanın yaşı, ek hastalıkları, kanserin yeri, uygulanan tedavi ve tümörün biyolojik davranışı kişiden kişye değişebilir.

Bu nedenle unutulmamalıdır ki kanser sağ kalım oranları tüm hikayeyi anlatmaz !

KOLON VE REKTUM KANSERİNDE EVREYE GÖRE SAĞ KALIM ORANLARI

Kolon ve rektum kanserleri,gerek tıbbi gerek cerrahi tedavi yöntemleri ve tümör biyolojisi açısından farklılıklar gösterir. Bu nedenle sağkalım oranlarıda ayrıca değerlendirilir. Sağkalım oranları ABD Ulusal Kanser Enstitüsü veri tabanından alınmıştır ve 2004-2010 yılları arasında kolon kanseri tanısı alan hasta sonuçlarını göstermektedir.

Evresine göre kolon kanseri sağ kalım oranları

  •  Evre I kolon kanserinde 5 yıllık göreceli sağ kalım yaklaşık %92’dir.
  •  Evre IIA kolon kanserinde 5 yıllık göreceli sağ kalım yaklaşık %87’dir. Evre IIB ?de bu oran %63 olarak saptanmıştır.
  •  Evre IIIA kolon kanserinde 5 yıllık göreceli sağ kalım yaklaşık %89’dur. Evre IIIB ?de bu oran %69, IIIC’de ise %53 olarak saptanmıştır.
  •  Kanser uzak doku ve organlara yayıldığında genel olarak hem tedavisi zor hem de sonuçları daha kötüdür. Metastatik veya Evre IV kolon kanserlerinde 5 yıllık göreceli sağ kalım oranı %11’lere kadar düşmektedir. Ancak halen kanseri bu evresindeki hastalar için de farklı tedavi seçenekleri bulunmaktadır.
  •  

Evresine göre rektum kanseri sağ kalım oranları

  •  Evre I kolon kanserinde 5 yıllık göreceli sağ kalım yaklaşık %87’dir.
  •  Evre IIA kolon kanserinde 5 yıllık göreceli sağ kalım yaklaşık %80’dir. Evre IIB ?de bu oran %49 olarak saptanmıştır.
  •  Evre IIIA kolon kanserinde 5 yıllık göreceli sağ kalım yaklaşık %84’dür. Evre IIIB ?de bu oran %71, IIIC’de ise %58 olarak saptanmıştır.
  •  Rektum kanseri uzak doku ve organlara yayıldığında genel olarak hem tedavisi zor hem de sonuçları daha kötüdür. Metastatik veya Evre IV rektum kanserlerinde 5 yıllık göreceli sağ kalım oranı %12’lere kadar düşmektedir. Ancak halen kanseri bu evresindeki hastalar için de farklı tedavi seçenekleri bulunmaktadır.

Unutulmaması gereken şey tüm bu sağ kalım oranlarının sadece tahmini değerler olduğu, bireysel olarak bir kişi ile ilgili bilgi vermeyeceğidir.

KOLON VE REKTUM KANSERİ AMELİYATI SONRASI TAKİP NASIL OLMALIDIR ?

Hasta, tedavisinin tamamlanmasının ardından yıllarca belli aralıklarla doktorunun kontrolü altında olmalıdır. Tüm takip randevularına zamanında gidilmesi çok önemlidir. Bu takip muayeneleri sırasında gereken laboratuar ve görüntüleme testleri ile kanser nüksü ve tedavi yan etkileri açılarından hasta değerlendirilir.

Bazı yan etkiler tedavi bitiminden sonra uzun süreler devam edebilmekte bazıları ise çok zaman geçtikten sonra ortaya çıkabilmektedir.

Aslında takip muayenelerinin belirlenecek sıklığı biraz da hastanın kanser evresi ve onun nüks etme olasılığı ile ilişkilidir.

Doktor Muayenesi

Genellikle tedavi sonrası birkaç yıl boyunca her 3-6 ayda bir, sonrasında takip eden birkaç yıl içinde her 6 ayda bir hastanın doktora gitmesi önerilir. Erken evre kanser nedeniyle tedavi edilen hastalarda bu muayene sıklığı daha azaltılabilir.

Kolonoskopi

Genellikle cerrahi sonrası ilk yıl içinde bir kolonoskopi yapılması önerilir. Eğer sonuçlar normalse çoğu hastada sonraki test 3 sene sonra yapılır. Yine normal bulunduğunda genellikle sonrasında her 5 yılda bir yapılması önerilmektedir.

Görüntüleme Testleri

Bu testlerin istenmesi genellikle kanserin evresi ve diğer faktörlerle ilişkilidir. Özellikle nüks için yüksek risk taşıyan hastalarda tedavi sonrası ilk yıllarda senede 1 kez BT yapılabilir. Karaciğer veya akciğerinde de metastaz olup bunların çıkarıldığı hastalar için bu tetkik biraz daha sık aralıklarla istenebilir.

Tümör belirleyicileri için kan testleri

Karsinoembriyonik antijen (CEA) ve CA 19-9, koloerktal kanseri olan hastaların bazılarında kanda saptanabilen tümör belirleyici maddelerdir. Özellikle tedaviye başlanmadan önce kandaki düzeylerine bakılması önemlidir.

Tedavi öncesi yüksek olup, cerrahi sonrası normale dönme söz konusu ise takiplerde belli aralıklarla kan düzeylerinin tayin edilmesi yardımcıdır. Genellikle tedavi bitiminden sonra ilk yıllar birkaç ayda bir, sonrasında bir süre 6 ayda bir bakılır.

Tümör belirleyici düzeyi kontroller sırasında tekrar yükselmeye başlarsa, bu durum kanser nüksünün habercisi olabilir ve hasta kolonoskopi ve radyolojik testler ile incelenmelidir. Kanser ilk tanı aldığı sırada tümör belirleyici düzeyi yüksek değilse, o zaman bu testlerin takipte fazla faydası olmaz.

KOLOREKTAL KANSERİN İLERLEMESİ VEYA TEKRAR ETME RİSKİ AZALTILABİLİR Mİ ?

Yapılan çalışmalar bazı şeylerin bu konuda hastalara yardımcı olabileceğini göstermektedir.

  1. Sağlıklı bir kiloya düşüp bu kiloda kalmak; Yapılan çalışmalarda aşırı kilo veya obeziteninkolorektal kanserin nüks riskini ve kolorektal kanserden ölüm oranlarını artırdığını göstermektedir. Sağlıklı bir kiloya sahip olmanın diğer faydaları da göz ardı edilemeyecek kadar fazladır.
  2. Aktif bir yaşam tarzı; Yapılan çalışmaların çoğunda düzenli fiziksel aktivitede bulunmanın kolon ve rektum kanserinüks riskini ve kolon ve rektum kanserinden ölüm oranlarını düşürdüğünü göstermektedir. Ne kadar fiziksel aktivite gerektiği konusu net olmamakla beraber, ne kadar fazla ise o kadar iyi denilebilir.
  3. Sağlıklı beslenme; Bazı çalışmalarda, kolon ve rektum kanseritedavisi sonrası hastaların sebze, meyve, tam tahıl, tavuk ve balık tüketmeleri durumunda fazla rafine şeker, yağ, kırmızı ve işlenmiş et ürünleri tüketenlere göre daha uzun yaşadıkları iddia edilmektedir. Ancak bu olumlu etkinin kolorektal kanser üzerine mi olduğu, yoksa sağlıklı beslenmenin diğer etkileri nedeniyle mi olduğu açık değildir. Şüphesiz sağlıklı beslenme ne olursa olsun faydalıdır, en azından kalp hastalığı ve diyabet gibi diğer önemli sağlık sorunlarına ait riski azalttığı konusunda tartışma yoktur.
  4. Diyet takviyeleri; Bu ürünlerin kolon ve rektum kanserigelişimini durdurma ya da nüksü önleme gibi açık faydaları gösterilememiştir. Ancak bu, hiçbirinin faydası olmayacağını göstermez, sadece faydaları bilimsel olarak kanıtlanamamıştır.
  5. Vitamin D; Bazı çalışmalarda kan vitamin D düzeyleri yüksek olan kolon ve rektum kanserihastalarında sonuçların daha iyi olduğu iddia edilmekle beraber vitamin D alınmasının olumlu etkileri net değildir.
  6. Kalsiyum; Bazı çalışmalarda, daha önce polipi olan hastalarda kalsiyum desteği alınmasının yeni kolorektal polip geşimini azaltabildiği iddia edilmektedir. Ancak bu konuda da yeterli bilimsel veri yoktur.
  7. Alkol; Alkol alımı ile kolon ve rektum kanserigelişimi arasında, özellikle de erkeklerde bir ilişki olduğu gösterilmiştir. Ancak alkol alımının kolon ve rektum kanserinüksü ile ilişkisi net değildir. Amerikan Kanser Derneği, alkol tüketen kişilere kolon, rektum kanseride dahil olmak üzere belli kanser türleri için risklerini azaltabilmeleri için kadınlara günde 1, erkeklere ise günde 2 kadehten fazla alkol tüketmemelerini önermektedir.
  8. Sigaranın bırakılması; Araştırmalar sigara içen kolon, rektum kanseri hastalarında kanser veya diğer nedenlerle ölüm oranlarının daha yüksek olduğunu göstermektedir. Kolon,rektum kanseri riski bir yana bırakıldığında bile sigarayı bırakmanın faydaları tartışılmayacak kadar çoktur.

KOLON VE REKTUM KANSERİ SONRASI TEKRAR KANSER OLUR MUYUM ?

Kolon veya rektum kanseri hastaları takip sürecinde birçok sağlık problemi yaşayabilirse de, en büyük endişe yeni bir kanserle yüzleşmektir. Kolorektal kanser tanısı alan hastalarda diğer kanserler de eş zamanlı ya da zaman içinde ortaya çıkabilir. Diğer kanser türlerinin yanı sıra bu hastalarda tekrar kolon, rektum kanseri gelişme riski de normale göre daha yüksektir.

Tedavi sonrası erken dönemde aynı kanserin tekrarlamasına nüks veya rekürens adı verilir. Ancak bazı hastalarda da tamamen farklı ve diğeri ile bağımsız ikinci bir kanser ortaya çıkabilir.

Maalesef kolorektal kanser tedavisi almak kişiyi diğer kanserlerden korumaz. Diğer insanlarda gelişebilen tüm kanserler bu hasta grubunda da gelişebilir ve aslında bazı kanser türleri için bu risk normale göre de biraz daha artmıştır. Kolon kanseri hastaları için risk artışı olan bu kanserler;

  1. İkinci bir kolon kanseri (bu ilk kanserin nüks etmesinden farklıdır)
  2. Rektum kanseri
  3. Mide kanseri
  4. İnce bağırsak kanseri
  5. Anüs kanseri
  6. Safra yolu kanseri
  7. Uterus (rahim) kanseri
  8. Böbrek kanseri
  9. Üreter kanseri

Rektum kanseri hastaları için risk artışı olan bu kanserler;

  1. Kolon kanseri
  2. İnce bağırsak kanseri
  3. Anüs kanseri
  4. Akciğer kanseri
  5. Vajina kanseri
  6. Böbrek kanseridir.

Bu kanserlerdeki risk artışının sebebi beslenme, obezite, fiziksel aktivite gibi ortak risk faktörleri olabilir. Lynch sendromu hastalarında olduğu gibi genetik yatkınlık da diğer bir faktör olabilir.

İkinci bir kanser gelişme riskini azaltmanın yolu da mümkün olduğunca sağlık durumunu korumaktır. Örneğin sigaranın bırakılması, fazla kilolu olunmaması, fiziksel olarak aktif olunması, sağlıklı beslenme, alkol alınmaması veya alımının kısıtlanması kişiyi tüm sağlık problem risklerinden koruyucu önlemlerdir.

KOLON KANSERİ TEDAVİSİ

KOLON KANSERİ TEDAVİSİ HASTA REHBERİ

Günümüzde kalın bağırsak (kolon) kanseri kadınlarda 2., erkeklerde ise 3. sıklıkla karşılaşılan kanser tipidir. Çoğu kanser tiplerinde olduğu gibi erken tanı hayat kurtarır, üstelik tarama yöntemleri ile hastalığın henüz oluşmadan bile önlenebilmesi mümkündür. Tüm kolorektal kanserlerin %90’ının barsakta bulunan bir polipten geliştiği gerçeğinden yola çıkarsak, kolonoskopi ve endoskopik polip çıkarılması gibi işlemler ile kolon kanseri daha gelişmeden önlenilebilinir. Kolon kanserinin tedavisinde tek şifa yöntemi cerrahidir. Erken evre hastalıkta başarılı bir cerrahi ile bu hastalıktan kurtulma şansı %90’lara çıkar. Kolon kanserinde yapılan cerrahi tedavide prensip, kanserli barsak segmentini ve o segmente ait lenf bezlerini çıkartmaktır. Bununla birlikte, eğer kanser çevre organlara yayıldı ise, başarılı bir cerrahi için tüm kanserli dokuları çıkartmak ve sonrasında barsak devamlılığını sağlamak gerekir.

Bağırsak kanserinde uygulanan değişik cerrahiler vardır. Hangi ameliyatın sizin için en uygun olduğuna;

  •  kanserinizin nerede olduğuna,
  •  kanserin türü ve büyüklüğüne,
  •  kanserin başka bir yere yayılıp yayılmadığına göre karar verilir.

CERRAHİ TİPLERİ

1) POLİPEKTOMİ

Bazı kanserler daha az saldırgan yapıdadır ve sadece bir polipin baş kısmında bulunabilirler. Lenfatik sisteme, kan damarları veya sinir sistemi içine yayılma özelliği bulunmayan bu tip kanserler sadece lokal eksizyon ile de çıkarılabilirler. Hastayı gereksiz ve büyük bir cerrahiden korumak amaçlı bu kanserlerin kolonoskopi ile çıkarılması mümkün olabilir. Kolonoskopi, ucunda ışık kaynağı ve video kamera olan uzun ve esnek bir tüpün anüsten rektum içine sokulması ve sonra ilerletilerek tüm kalın bağırsak iç yüzeyinin göz ile görülmesi işlemidir ve bu sırada saptanan küçük kanserler çıkarılabilir (lokal eksizyon). Çıkarılan doku incelenmek üzere patoloji laboratuvarına gönderilir. Burada uzman patoloji doktorları mikroskop altında hücreleri incelerler. Hücrelerde saptanan bozukluk yüksek dereceli olarak değerlendirilirse veya geride kanser hücreleri devam ediyorsa, cerrahınız ikinci bir ameliyat ile kanser hücresi içerme potansiyeli olan daha geniş bir bağırsak bölümünü çıkarır. Uygun bir yöntem ile yapıldığında, lokal eksizyon güvenli ve etkili bir işlemdir.

2) KOLEKTOMİ

Kalın bağırsak kanseri varlığında kolonun tümör içeren bölümü kolektomi adı verilen bir cerrahi işlem ile çıkarılabilir. Çıkarılacak kolon kısmının uzunluğuna, tümörün yerleşimi ve büyüklüğü göz önüne alınarak karar verilir. Bağırsağınızın kanserli olan kısmı çıkarıldıktan sonra her 2 uç dikişler veya stapler adı verilen zımbalama yöntemi ile tekrar birleştirilir. Bu birleştirme işlemine anastomoz adı verilir. Bu işlem sırasında, kanserli bölgede hastalığın sıçrama ihtimali bulunan tüm lenf bezleri de çıkarılan dokunun içine alınır. Kolektomi ameliyatı, açık ya da kapalı (laparoskopik) cerrahi yöntemler ile yapılabilir. Kolektomi ameliyat süresi 2-5 saat arasında değişebilir ve iyileşme süreci için hastanede bir süre (genellikle 5-7 gün) yatmanız gerekir.

Kolonun sol tarafının çıkarılma işlemi sol hemikolektomi olarak isimlendirilir.

Kolonun sağ tarafının çıkarılma işlemi sağ hemikolektomi olarak isimlendirilir.

Sigmoid adı verilen kolonun son kısmının çıkarılma işlemi ise sigmoid kolektomidir.

Tümörün yerleşim yerine ve yaygınlığına bağlı olarak kolonun büyük bir kısmının (subtotal kolektomi) veya tümünün çıkartılması (total kolektomi) gerekebilir. Bu durumlarda, ince bağırsağın ucu ile sigmoid kolon veya rektum arasında bir anastomoz yapılarak bağırsak devamlılığı sağlanabilir.

KOLON KANSERİNDE AÇIK VE LAPAROSKOPİK YÖNTEM

Açık Cerrahi; Bunun anlamı ameliyatınızın karın bölgesinde yapılacak büyükce bir kesi ile yapılacak olmasıdır. İşlem sırasında cerrah, bu kesi ile karın boşluğunu açtıktan sonra kanserli bölgeyi içeren bağırsak kısmını ve beraberinde çevre doku içindeki lenf bezlerini çıkarır. Sonrasında bağırsağın kesilmiş olan her 2 uç kısmı tekrar birbirlerine dikilerek, devamlılık sağlanır.

Laparoskopik Cerrahi; Bu yöntemde ise, karın bölgesinde yapılan birkaç adet küçük kesiden karın içine sokulan özel cerrahi aletler ve ucunda ışık kaynağı olan bir video kamera yardımı ile ameliyat gerçekleştirilir. İşlem tamamlandıktan sonra kanserli doku yapılan küçük bir kesiden karın dışına çıkarılır.Kolon kanserinde laparoskopik cerrahi ile alınan sonuçlar standart açık cerrahi ile hemen hemen aynıdır. Bu yöntemde, ameliyat sonrası daha az ağrı olması, hastanede kalma süresinin kısalması ve iyileşme sürecinin daha hızlı olması gibi avantajları vardır.

Günümüzde kolon kanserinin cerrahi tedavisinde laparoskopik teknik altın standart olarak kabul edilmiştir. Bununla birlikte birden çok organın çıkarılması gereken ileri evre kanserli hastalarda açık cerrahi yöntem tercih edilebilir.

Laparoskopik Rektum Kanseri Ameliyatı Tekniği

KOLON KANSERİNDE LENF NODU DİSEKSİYONU NEDEN ÖNEMLİ ?

Kolon rezeksiyonu sırasında o bölgedeki lenf bezlerinin de çıkarılması gerekir ve bu işleme lenf nodu diseksiyonu ya da lenfadenektomi adı verilir. İşlemin yeterli sayılabilmesi için cerrahi sırasında o bölgedeki lenf nodlarının, normal görünüşlü olsalar dahi, en az 12 tanesinin çıkarılması ve patolojide incelenmesi gerekir. Lenf bezlerinin çıkarılmasının başlıca iki amacı vardır. İlki, patolojik inceleme ile hastalığın lenf bezlerine yayılıp yayılmadığına bakılarak kanserin evresi belirlenir ve bu evreye yönelik uygun ilaç tedavisi planlanır. İkincil amaç ise kanserin yayıldığı lenf bezlerini çıkartarak, hastalığın nüks etme riskini azaltmaktır.

KOLON KANSERİNDE METASTAZLARIN TEDAVİSİ YAPILABİLİR Mİ ?

İlk tanı anında kolorektal kanserli hastaların yaklaşık %10-20’sinde vücudun başka bölgelerine de tümör yayılımı mevcuttur. Kolon kanseri en sık karaciğere metastaz yapmakla beraber, akciğerler, böbrekler, on iki parmak bağırsağı, pankreas ve idrar kesesini de içeren pelvis bölgesi diğer metastaz yerleridir. Tanı konulduğunda,tümörün metastaz yapmış olması, hastanın tedavi şansını kaybettiği anlamına gelmez. Kanserin uzak doku ve organlara yayılımı olarak ifade edilen metastazların cerrahi olarak çıkarılması işlemine metastazektomi adı verilir. Ancak tüm metastazlar bu işlem için uygun olmayabilir. Organ metastazlarının sayısı ve nerede olduğuna göre hastalar değerlendirilir ve karar verilir. Birden fazla bölgeye metastaz yapmış tümörlerde (ör; Karaciğer ve akciğer metastazları), genellikle tedaviye sistemik kemoterapi ile başlanır. Sadece bir organa metastaz varlığında ya da kanserin ilk ortaya çıktığı bölgede kanser tekrarladığında ise çoğunlukla hastalar cerrahi tedavi adayı olarak değerlendirilir.

KOLON KANSERİNDE KARACİĞER METASTAZLARIN TEDAVİSİ

Kolon kanserinin karaciğer metastazları varlığında tedavi karaciğer içi bu tümörlerin sayısına yerleşim yerine ve büyüklüğüne göre değişir.

  1. Karaciğerin her iki lobuna yaygın metastaz varlığında sıklıkla uygulanan öncelikli tedavi kemoterapidir. Burada amaç kanserli dokuyu küçültmek ve mümkün olduğunca uzun süre kontrol altında tutabilmektir.
  2. Bazı durumlarda hastalığın karaciğere sıçramış olan kısmı metastazektomi veya karaciğer rezeksiyonu adı verilen yöntemler ile cerrahi olarak çıkartmaya uygundur. Bu işlem bazen hasta için tamamen tedavi edici de olabilir. Bu ameliyat, kolondaki kansere yönelik olan cerrahi ile eş zamanlı ya da ayrı zamanlarda da yapılabilir.
  3. Uygulanan sistemik kemoterapiye rağmen metastazların cerrahi olarak çıkarılabilecek boyutlara gerilemediği veya yerleşimlerinin cerrahi olarak çıkarılmaya uygun olmadığı durumlarda diğer alternatif lokal tedavi yöntemleri değerlendirilmelidir. Bu tedaviler arasında kanserli hücreleri yüksek ısı ile öldüren radyofrekans ablasyon, aşırı soğuk ile öldüren kriyoterapi, doğrudan karaciğere giden damarların içine verilen kemoterapi ve radyasyon tedavisi sayılabilir.

Sağlıklı bir birey karaciğerinin %75’inin çıkartılması ile de sağlıklı bir yaşam sürebilir. Bu nedenle geride bırakılan karaciğerde tümör olmaması şartı ile kolon kanserinin karaciğer metastazlarında geniş karaciğer rezeksiyonları ile hastalık tedavi edilebilir, sağkalım uzatılabilir.

Akciğere sıçramış kolon kanserinde de belli şartlar varlığında, karaciğerde olduğu gibi buradaki metastazın çıkarılması ile hastaya önemli faydalar sağlanabilmektedir.

KOLON KANSERİNDE PALYATİF CERRAHİ NEDİR ?

Palyatif tedavi, hastalığı iyileştirmeyi değil, örneğin ağrı gibi hastalığın sebep olduğu sıkıntıları gidermeyi ya da hafifletmeyi amaçlayan tedavi anlamını taşır. Burada amaç hastanın yaşam konforunu artırmaktır. İleri evre bir kolon kanserinde, kanama, tıkanıklık veya kansere bağlı diğer şikayetlerin ortadan kaldırılması amacı ile palyatif cerrahi yapılmasına karar verilebilir. Tümör içeren barsak segmentinin çıkarılması yada dışkı çıkışını sağlamak amaçlı torba oluşturulması palyatif tedaviye örnektir.

KOLON KANSERİNDE BAĞIRSAK TIKANIKLIĞI

Bazen kanser, bağırsakta tıkanmaya veya geçişi zorlaştıracak ciddi bir daralmaya neden olur. Hastada ciddi karın ağrısı ile birlikte bulantı, kusma şikayetleri ortaya çıkar. Böyle bir durum geliştiğinde acil bir ameliyat ihtiyacı ortaya çıkar. Tıkanıklığı açmak amacı ile bağırsak içinde tümörlü bölgeye stent adı verilen bir tüp yerleştirilmesi de tercih edilebilir. Bu şekilde hasta geçici rahatlatılır sonrasında uygun şartlarda ameliyata alınır. Diğer bir seçenek ise hastanın acil olarak ameliyata alınmasıdır.

REKTUM KANSERİ TEDAVİSİ

Kanserin cerrahi olarak çıkarılması rektum kanserinde en sık uygulanan tedavi yöntemidir. Cerrahi aynı zamanda bağırsak tıkanıklığına neden olmuş bir tümörde veya kanserin başka vücut bölgelerine sıçraması durumlarında da uygulanabilir.

Kullanılan değişik ameliyat tipleri ve cerrahi teknikler vardır. Cerrahınız hangi yöntemin uygulanacağına kanserinizin evresine, tümörün rektumun neresinde bulunduğuna ve sizin genel sağlık durumunuza göre karar verecektir.

Ameliyat sırasında cerrah tarafından çıkarılan tüm doku patolojiye gönderilir. Burada çıkarılan kısmın uçlarında (cerrahi sınır) ve buraya yakın bölgede kanser hücrelerinin bulunup bulunmadığı değerlendirilir. Cerrahi sınırda kanser hücreleri mevcut ise, bu durum ameliyat sırasında tüm kanserin çıkarılmadığı ya da çıkarılamadığı anlamını taşır. Bu durumla sık karşılaşılmamakla beraber, olduğunda ikinci bir ameliyat ya da radyoterapi gerekebilir.

Rektumu kolondan ayıran ana özellik, yerleşim yerinin farklılığıdır. Ayrıca rektum kanserinin biyolojik davranışı da farklılık gösterir. Bundan dolayı kolon kanserinden farklı olarak rektum kanserinde farklı tedavi seçenekleri uygulanmaktadır. Ameliyat seçiminde en önemli kriter, tümörün rektumun hangi kısmında (üst, orta, alt rektum) yerleşik olduğudur. Diğer önemli bir seçim kriteri ise özellikle alt rektum kanserlerinde tümörün hangi evrede evrede olduğudur. Bu nedenle uygun tedavinin planlanmasında ameliyat öncesi görüntüleme yöntemleriyle yapılan klinik evreleme son derece önemlidir.

REKTUM KANSERİNDE AMELİYAT TEKNİKLERİ

1) REKTUM KANSERİNDE LOKAL EKSİZYON

Rektum iç duvarına sınırlı ve başka bir yere yayılmamış rektum kanserleri Evre I olarak tanımlanır. Genelde bir polipin iç kısmında gelişmiş kanserler bu evrededir. Bazı seçilmiş küçük Evre I kanserler ve kanser öncesi polipler, karın boşluğuna girilmeden anüs yoluyla transanal endoskopik mikrocerrahi yöntemleri kullanılarak çıkarılabilir. Bu işlem kanseri ve onu çevreleyen bir miktar sağlıklı dokunun küçük bir cerrahi ile çıkarılmasıdır. Cerrah bu işlemi anüsten rektuma yerleştirdiği, ucunda ışık kaynağı ve küçük bir video kamera olan bir endoskopi cihaz ile yapar. Endoskopik el aletleri kullanılarak anüsten içeri 15. cm? ye kadar yerleşimli ve uygun tümörler karından bir kesi yapılmasına gerek kalmaksızın çıkartılabilir. Ameliyat ile çıkarılan dokunun patolojik incelemesi de hastalığın Evre I olduğunu doğrularsa tedaviye kemoterapi ve/veya radyoterapi eklenmesine gerek olmaz,

Erken evre rektum kanserinde TAMIS yöntemi ile lokal eksizyon yöntemi

Kanserin çok aşağı yerleşimli, anüse çok yakın olduğu durumlarda cerrahın bir endoskop kullanmasına gerek kalmayabilir. Cerrah doğrudan anüsün içinden kanserli dokuyu çıkarabilir ve bu yöntem de transanal rezeksiyon olarak tanımlanır.

Rektumda henüz kanser gelişimi göstermemiş kanamaya yol açan dev villöz polip

Ameliyat ile çıkarılan dokunun patolojik incelemesinde kanserin daha ileri evre olduğu veya sınırda kanser hücreleri devam ettiği görülebilir. Bu durumlarda hastaya karın yolu ile yapılan cerrahi yöntemler uygulanmalıdır.

2) REKTUM KANSERİNDE TOTAL MEZOREKTAL EKSİZYON

Rektumda yerleşimli bir kanserin çıkarılmasında uygulanan ameliyat, karından laparoskopik veya açık yöntem ile yapılan total mezorektal eksizyondur (TME). Kanserin büyüklüğü ve yerleşimine göre cerrah rektumun tümünü veya bir bölümünü, bir miktar sağlıklı bağırsak dokusu ile birlikte çıkarır. Aynı zamanda rektumun etrafındaki, içinde kan damarları ve lenf bezlerini içeren mezorektum adı verilen yağ dokusu da çıkarılmalıdır, kanser hücreleri mezorektum içine yayılmış olabilirler. Mezorektumun tam olarak çıkarılması ve cerrahi sınırların da kanserden belli bir mesafede olması geride kanser hücresi bırakılması riskini belirgin olarak azaltır. TME ameliyatı laparoskopik yöntemle başarılı bir şekilde yapılabilir. Aşağıdaki şekilde siyah noktalarla gösterilen alanın içinde kalan dokuların tamamı TME ameliyatı sırasında çıkarılır.

REKTUM KANSERİNDE TOTAL MEZOREKTAL AMELİYAT TİPLERİ

Cerrahınız kanserin rektumdaki yerleşimine, tümörün büyüklüğüne ve anüse ne kadar yakın olduğuna bakarak sizin için uygun olan ameliyatı belirler.

1) AŞAĞI ANTERİOR REZEKSİYON

Rektumun üst, orta ve bazen de alt kısmında yerleşmiş olan kanserlerde uygulanan bir yöntemdir. Rektumun tamamı veya büyük bir kısmı çıkarılır. Tümörün alt sınırının aşağısında 5 cm?lik bir mezorektum kısmı da çıkarılan bölgeye dahil edilir. Kolon ile geride kalan rektum, rektum tamamen çıkmış ise, kolon ile anüs arasında anastomoz adı verilen birleştirme işlemi uygulanır. Bu ameliyat sırasında çoğunlukla koruyucu amaçlı geçici bir stoma (genellikle ileostomi) açılır. Eğer stoma açılmış ise birkaç ay sonra genellikle stoma kapatılma ameliyatı yapılarak bağırsak karın içine alınır.

Rektum kanserinde, laparoskopik yöntemle yapılan ameliyat sonrası, çıkarılan spesmende lümeni tamamen tıkamış tümör görülmekte

spesmende lümeni

2) ABDOMİNOPRİNEAL REZEKSİYON (APR, TORBALI AMELİYAT)

Bu ameliyat genellikle rektumda aşağı seviyede, anüse çok yakın kanserlerin tedavisinde tercih edilir. Kanserin tamamen çıkarılabilmesi için rektumla birlikte anüsün de çıkarılması gereken hastalarda uygulanan bu yöntemde, hasta hayatının kalan kısmına kalıcı bir stoma (genellikle kolostomi) ile devam eder.

Bu ameliyatta karın duvarındaki cerrahi kesinin yanı sıra anüsün çıkarıldıktan sonra o bölgenin kapatıldığı ikinci bir kesi bölgesi vardır.

Alt rektum yerleşimli adenokarsinom vakası APR ameliyatı öncesi

adenokarsinom vakası

Alt rektum kanserinde APR ameliyatı

APR ameliyatı

REKTUM KANSERİNDE RADYOTERAPİ VE KEMOTERAPİ

Kolondan farklı olarak rektum duvarında en dış tabakasının olmaması, lenfatik akımının daha fazla olması ve anatomik olarak dar kemik yapıları içinde yerleşmiş olması nedeniyle ameliyat sonrası tekrarlama (lokal nüks) riski daha fazladır. Ameliyat öncesi dönemde yapılan kemoterapi ve/veya radyoterapi neo-adjuvan tedavi olarak adlandırılır Lokal ileri evre (T3,T4 veya lenf bezi sıçraması olan hastalar) rektum tümörlerinde ve seçilmiş hastalarda ameliyattan önce uygulanan neo-adjuvan tedavi ile tümör boyutu ve invazyon derinliğinin azaltılması ve tümörün çıkarılabilirliğinin artırılması hedeflenir, böylece lokal nüks riski en aza indirilmeye çalışılır. Ameliyat öncesi verilen kemo-radyoterapinin önemli bir endikasyonuda makat kaslarına kadar ilerlemiş alt rektum tümörleridir. Böyle bir yapılacak APR ameliyatı ile hasta yaşam boyu kolostomi ile yaşamak zorunda kalırken, ameliyat öncesi uygulanacak kemo-radyoterapi ile tümör küçültülerek makatın korunması bazı hastalarda sağlanabilir.

Rektum kanseri ilk tanı aldığında çevre organlara yayılmış olabilir. Bu durumda neo-adjuvan tedavi sonrası pelvik ekzenterasyon adı verilen rektumla birlikte rahim, tüpler, yumurtalıklar, vajen hatta idrar kesesinin çıkarıldığı çok daha büyük cerrahilerin yapılması gerekebilir.

Radyoterapi rektum kanseri tedavisinde sıklıkla başvurulan bir tedavi yöntemidir. Bu yöntemde yüksek enerjili x ışınları ile kanser hücreleri öldürülür. Radyoterapi sıklıkla kemoterapi ilaçları ile birlikte de verilmektedir. Kemoterapi kanser hücrelerini doğrudan öldürmenin yanı sıra radyoterapinin etkinliğini de artırmaktadır. Rektum kanseri cerrahisi sonrası ameliyat bölgesinde kalmış olan kanser hücrelerini ortadan kaldırmak amacı ile de sıklıkla kullanılır. Ameliyat sonrası dönemde verilen kemoterapi de vücuda yayılma potansiyeli olan kanser hücrelerinin ve gözle görülemeyecek düzeyde mikroskobik tümör odaklarının ortadan kaldırılması ve kanserin nüks etme riskinin azaltılması amacı ile kullanılır.

Radyoterapi sırasında hasta herhangi bir şey hissetmese de, radyasyonun etkileri zaman içinde artarak ortaya çıkar. Tedavi sırasında hastaların çoğu bitkinlik hissedebilir. Dışkının yumuşaması veya ishal ortaya çıkabilir. İdrara sık çıkma görülebilir. Bazı hastalarda genital bölge kıllarında dökülme veya ciltte kızarıklık oluşabilir. Radyoterapinin kemoterapi ilacı birlikte verilmesi durumunda şiddetli ishal hastaya sıkıntı yaratabilir. Nadiren, hastada ince bağırsak düzeyinde bir tıkanıklık oluşması nedeniyle hastaneye yatış hatta cerrahi bir müdahale gereksinimi ortaya çıkabilir.

NÜKS EDEN (TEKRARLAYAN) REKTUM KANSERİNDE TEDAVİ

Tedavi sonrası dönemde kanser nüks edebilir. Bu nüks rektum kanserinin ilk ortaya çıktığı bölgede olabileceği gibi (lokal nüks), karaciğer veya akciğerler gibi uzak organlarda da ortaya çıkabilir. Nüksler genellikle ameliyat sonrası 2. -3. yıllarda görülür.

REKTUM KANSERİ AMELİYATI SONRASI LOKAL (BÖLGESEL) NÜKS

Kanser nüksü lokal yani rektumun çıkarıldığı bölgede ise, mümkün olan olgularda cerrahi olarak çıkarılmalıdır. Burada yapılan ameliyat ilkinden genellikle daha geniş bir cerrahi olur. Bu durumda bazen ameliyat sırasında radyoterapi verilmesi de (intraoperatif radyoterapi) tercih edilebilir.

Rektum kanseri nüksü çevre organlara yayılmış olabilir. Bu durumda pelvik ekzenterasyon adı verilen rektumla birlikte rahim, tüpler, yumurtalıklar, vajen hatta idrar kesesinin çıkarıldığı çok daha büyük cerrahilerin yapılması gerekebilir. Ameliyat sonrası kemoterapi verilebilir ve daha önce kullanılmadı ise radyoterapi de eklenebilir.

UZAK METASTAZ YAPMIŞ REKTUM KANSERİNİN TEDAVİSİ

Metastaz kanser hücrelerinin diğer organlara sıçraması, yayılması olarak tanımlanır. Evre IV yani son evre rektum kanserinde karaciğer veya akciğerler gibi uzak organlara da tümör yayılımı mevcuttur. Bu hastalarda farklı tedavi yöntemleri kullanılarak sağkalımı uzatmak mümkündür. Tedavi seçenekleri hastalığın yayılım düzeyine göre farklılıklar gösterir.

Kanserli dokuların tamamen çıkarılma şansı varsa, örneğin karaciğer veya akciğerlerde birkaç adet metastaz varlığında, tercih edilen tedavi yaklaşımları;

  1. Rektumdaki tümör ve uzak organ metastazlarının cerrahi olarak çıkarılmasını takiben kemoterapi (bazı olgularda beraberinde radyoterapi) verilir.
  2. Kemoterapi, arkasından tümör ve uzak organ metastazlarının cerrahi olarak çıkarılması, genellikle bunu takiben kemo-radyoterapi verilir.
  3. Kemoterapi, sonrasında kemo-radyoterapi ve arkasından tümör ve uzak organ metastazlarının cerrahi olarak çıkarılması uygulanır. Sonrasında tekrar kemoterapi ile de devam edilebilir.
  4. Kemo-radyoterapi sonrası tümör ve uzak organ metastazlarının cerrahi olarak çıkarılması uygulanır. Sonrasında tekrar kemoterapi ile de devam edilebilir.

 Tümör yayılımının sadece karaciğere sınırlı olduğu bazı hastalarda karaciğerdeki kanserli bölgelerin cerrahi olarak çıkarılması (karaciğer rezeksiyonu) hastalığın tedavisinde çok önemli fayda sağlayabilir. Bu ameliyat rektum kanseri için yapılan ameliyat ile eş zamanlı veya aşamalı olarak da yapılabilir.

 Uzak organ yayılımı sadece karaciğerde ise, özellikle cerrahi tedaviye uygun olmayan hastalarda karaciğere giden damar içine doğrudan kemoterapinin verilmesi de bir tedavi seçeneği olabilir. Bu yöntem kemoterapinin normal uygulanış şekillerine göre daha etkili bir tedavi sağlamaktadır.

 Karaciğerdeki tümörlerin çok büyük veya çok sayıda olması gibi nedenlerle cerrahi olarak çıkarılmaları mümkün değilse, ablasyon veya embolizasyon yöntemleri ile tümörlü hücreler yok edilmeye çalışılır. Bazı durumlarda cerrahi ve ablasyon yöntemleri bir arada da uygulanabilir.

 Akciğer metastazlarında da öncelikli tedavi kemoterapi olmakla birlikte akciğer metastazlarının cerrahi olarak çıkarılabilir olup olmadığı da değerlendirilmelidir. Sınırlı sayıdaki ve yaygın olmayan metastazlarda akciğerin tümör içeren bölgesinin çıkarılması hastaya fayda sağlamaktadır.

 Kanser yayılımı çok fazla ve cerrahi ile çıkarılamayacak düzeyde ise tümörün bağırsaklarda bir tıkanıklık oluşturup oluşturmadığına göre tedavi seçenekleri değerlendirilir. Eğer böyle bir durum varsa hemen cerrahi müdahale gerekir. Eğer yoksa, cerrahi hiç düşünülmez ve tedaviye kemoterapi veya hedefe yönelik ilaçlar ile devam edilir.

Lokal yada uzak nüks eden rektum kanserinde bu tedavi yaklaşımları ile hastanın daha uzun yaşaması sağlanabileceği gibi bazen hastalık tamamen tedavi de edilebilir.

Comments are closed.